GUGUK KUŞU (TERA KEKU )
MERHABALAR
Benimde çocukluğumda babaannemden çok dinlediğim , ağladığım ve çok sevdiğim bir masalı
hemşehrimiz ÖMER ADAR kaleme almış bende hiç ellemeden aynısını sayfama eklemek istedim.
Hemşehrim ömer beyden izin alamadım artık hoş görüsüne sığınıyorum .Ayrıca ellerine sağlık diyorum.
Bizleri çocukluğumuza götürdüğü içim.

GUGUK KUŞU ( TERA KEKU)

Üvey anne elinde kalmış biri kız diğeri erkek olan iki bahtsız kardeşin hikayesidir bu. Zazaca konuşulan yerlerde erkek kardeşe keko denilir. Keko deyimi kardeş karşılığı olarak kullanılmakla birlikte sevgi, şevkat ve acıma duygularını da içerir. İşte bu sebepledir ki, himaye ve korumaya muhtaç olan küçük kardeşi için ablasının ağzından bir başka şekilde çıkar keko sözcüğü.


Üvey anne acımasız ve zalimdir. Körpeciklere etmediğini bırakmaz. Ne yapsalar, ne etseler bir türlü yaranamazlar kötü kalpli üvey anneye. Küçük yaşlarına bakmaksızın sürekli şekilde çetin ve zor görevler yükler omuzlarına.

Bir sabah, tan yeri henüz ağrımış, etraf alacakaranlık iken tatlı uykularından hırpalayarak kaldırır yavrucukları. Tez elden kenger toplamaya gitmelerinin gerektiğini söyler. Eve kengerle dolu bir torbayla dönmezlerse bir eşek yükü dayak atacağını hatırlatır onlara, her zaman yaptığı gibi.

Uykuya doymadan yataklarından ok gibi fırlayıp yola koyulurlar yavrucuklar. Karınları da açtır üstelik. Fukaraların o sabah kahvaltı için zamanları yoksa da, o güne kadar onlar için kahvaltının hiç lafı edilmemiştir o evde. İki yetim kardeşin işleri zor ve meşakkatlidir. Bu koca torbayı kengerle doldurmak neredeyse imkansızdır onlar için. Bu iş için çok küçük ve çelimsizler. Üstüne üstlük kenger toplayabilecekleri kırlar evlerinden oldukça uzaktır. Sırf kengerin bittiği kırlara ulaşabilmek için saatlerce yürümeleri gerekir. Torbayı kengerle doldurmak sonra da karanlık çökmeden köye dönebilmenin ne denli zor olduğunu düşündüklerinde zavallıcıkların endişeleri bir kat daha artar.

Ancak, kendilerini bekleyen o acımasız işkence ve dayağı hatırladıklarında görevin zorluğunu akıllarına bile getirmezler. O koca torbayı ne yapıp ne edip dolduracaklar, başka da seçenekleri yoktur. Kah koşarak, kah yürüyerek saatler süren uzun ve yorucu yolculuktan sonra kenger toplama bölgesine varırlar. Zaman kaybetmeden ellerindeki bıçaklarla kengerleri toplamaya koyulurlar. Ellerine dikenlerin batmasıyla büyük bir acı duyarlarsa da, bu onları yıldırmaz. Dert ettikleri tek şey; akşam eve döndüklerinde azar işitecek olmaları ve muhtemelen dayakla cezalandırılmalarıdır.

Bir ara, artık dayanılmaz boyutlara ulaşan açlığına karşı koyamayan keko, ablasına yalvarmaya başlar.
“Ne olursun abla, çok acıktım, bir tane kenger yiyebilir miyim? Sadece bir tane istiyorum, yoksa açlıktan öleceğim.”
Abla, annesinin kendisine bıraktığı yegane kutsal emanet olan kardeşinin bu masumane isteğine, üvey annenin üzerlerinde oluşturduğu o baskı ve korkunun tesiriyle olumsuz cevap verir.
“Elini çabuk tut, bak akşam yaklaşıyor, torbayı doldurup eve dönmemiz gerek. Eğer geç kalırsak ya karanlık yolda kurda kuşa yem olur ya da üvey annemizden temiz bir dayak yeriz” der.
Uyarı üzerine tekrar işe koyulan Keko, bir süre sonra artık kendini iyiden iyiye hissettiren açlığını yenemez ve yeniden ablasına yalvarmaya başlar.

Bu kez, bir tanecik kardeşinin yalvarışlarına dayanamayan abla, torbadan küçük bir kenger çıkararak, ona yemesi için uzatır. Keko teşekkür ederek bu kengeri midesine büyük bir iştahla indiriverir. O küçücük kenger, sabah kahvaltı bile yapmamış çocuğun aç midesine ilaç olamamışsa da birazcık olsun nefsini körler, o kadar.

Güneş, karşıdaki dağın arkasından adeta gülümseyerek vedalaşmaya hazırlanırken onlara köye dönme zamanının geldiğini hatırlatmaktadır. Bu mesajı alan iki kardeş, karanlığa yakalanmamak için alelacele yola koyulurlar. Sırtında kenger dolu torba ile önde yürüyen ablasına yetişebilmek için küçük adımlarını hızlı atmak zorundadır Keko. Köye yaklaştıkları bir anda oldukça yorulan kardeşler dinlenmek amacıyla mola verirler. Kenger torbasını elinden yere bırakan abla, torbanın boş olduğunu görünce hayretler içinde kalır. Torbanın içindeki kengerler uçup gitmediğine göre onları yiyip bitiren, arkasından yürüyerek gelen Keko’dan başkası olmamalı diye düşünür. Büyük bir korkuya kapılır abla. Öyle ya, eve vardıklarında durumu üvey anneye nasıl anlatacak? Düşünür…düşünür…düşünür ancak, kendilerini dayak yemekten kurtaracak bir mazeret bulamaz.
Kardeşine sürekli şekilde;

“Neden yedin kengerleri? Şimdi üvey annemize ne deriz?” diye sorular sorar.
Ancak küçük kardeş bütün ısrara rağmen;
“Hayır ben yemedim” der, başka bir şey demez.
Söylediklerine inanmayan ablasını ikna etmek isteyen Keko:
“Abla, inanmıyorsan karnımın içine bak” der. Korku ve endişeden ne yapacağını bilmeyen abla cinnet geçirir ve elindeki bıçakla kardeşinin karnını yarar. Ancak ne görsün? Çocuğun karnında yalnız bir parça kenger vardır. Zavallı Keko’nun karnında gördüğü o tek kengeri de yemesi için ona kendisinin verdiğini hatırlar.

Peki, nereye gitti bir torba dolusu kenger diye düşünürken birden torbanın altını kontrol etmek gelir aklına. Başını uzatarak torbanın içine bakınca, altında koca bir delik olduğunu görür. Kötü kalpli üvey anne kendilerini cezalandırmak için altı delik torba vermiş olmalı. Torbadaki bütün kengerlerin yol boyunca o delikten düştüğünü anlar.

Kapıldığı korku yüzünden annesinin kendisine tek yadigar olan küçük kardeşini kaybetmiştir ve yalnızdır artık. “Ben ne yaptım Allahım” diye feryat etse de olan olmuştur artık, geriye dönüşü olmayan bir durum çıkmıştır ortaya. Şimdi bir taraftan öldürdüğü kardeşinin ateşine yanarken diğer taraftan üvey anne korkusu sarmıştır ablayı. Artık yapılacak tek şey Allaha yalvarıp yakarmaktır. Başka çaresi yoktur talihsiz kızın. O an içinden geldiği gibi başlar yalvarmaya:

“Allahım ne olur beni bir kuş yap ve uçur, kıyamete kadar keko… keko.. keko.. diye ağlayayım.”
Zavallı ablanın bu isteği Allah tarafından kabul edilir ve kız guguk kuşuna dönüştürülür. O gündür bu gündür kardeş katili zavallı abla, guguk kuşu olup dünyanın dört bir köşesinde Zazaca diliyle kardeş anlamına gelen “keku, keku” diye ağlaşıp durmaktadır.


Bu hikayeyi dinlemiş her çocuk gibi ben de ne zaman guguk kuşunun ötüşünü duysam o acıklı hikayeyi hatırlarım, o zaman içim sızlar, gözlerim dolar.

Ömer ADAR
Ordu Vali Yardımcısı
Solhan-Yenidal Köyü


 


EN ÇOK BEĞENDİĞİNİZ TARİF HANGİSİ
PERDE PİLAV
MİDYE TATLI
KURU SEBZE DOLMASI
PROFİTEROL
İÇLİ KÖFTE
FELLAH KÖFTE
TUTMAÇ ÇORBASI
BİNGÖL KURABİYESİ
BÜKME BÖREK
KATMER POĞAÇA

(Sonucu göster)


Facebook beğen
 
Reklam
 
ZAZACA BİR TEKERLEME
 
E^HTİYARİ NEÇERİ
ÇIMUN KENA TARİ
DESTUN LINGUN KENA BARİ
AKIL KENA YARİ
ERZENA KAVRE TARİ
(ihtiyarlık güçsüzlüktür
gözleri karartır
eli ayağı inceltir
aklı eksiltir (veya insanların şakası olur)
karanlık kabre atar )...
ATASÖZLERİMİZ
 
AHMAK ODURKİ DÜNYA İÇİN GAM ÇEKE

AĞIR OTURKİ BEG DESİNLER

BAK BANA BİR GÖZLE BAKAYIM SANA İKİ GÖZLE

BİN DİNLE BİR SÖYLE

BOYNUZLU KEÇİNİN HAKKI BOYNUZSUZ KEÇİDEN ALINMAZ

CANI KAŞINAN KEÇİ ÇOBANIN EKMEĞİNİ YERMİŞ

ÇALIŞMAK İBADETİN YARISIDIR

ÇİFTİ GİTTİĞİ KADAR, ÇOBAN GÜTTÜĞÜ KADAR

ÇİNGENE EVİNDE KAYMAK ARANMAZ

ÇÜRÜK TAHTA MIH TUTMAZ

DOST DAR GÜNDE BELLİ OLUR

GÜZELİN NAZI KÖTÜNÜN SÖZÜ CANDAN BIKTIRIR

HER GECENİN BİR SABAHI VARDIR

İNSANIN YERE BAKANINDAN SUYUN SESSİZ AKANINDAN KORK

İT İTİN KUYRUĞUNA BASMAZ

KEDİNİN KOŞACAĞI YER SAMANLIKTIR

LAF TAŞIMAK FİTNEDİR YÜK TAŞIMAK EKMEKTİR

ŞAŞKIN AVCI KURT DURURKEN TAVŞANA BAKAR

VEREN EL ALAN ELDEN ÜSTTÜR

VERMEK KEREM ADAM İŞİDİR

YOĞURT DÖKEN KEDİ UZAKTAN BELLİ OLUR

YEMİNİ BİZDE YER BAŞKA YERDE YUMURTLAR

ZALİM ADAMIN ZULMÜ GARİP ADAMIN DERDİ BİTMEZ

BİNGÖL MANİLERİ
 
BİNGÖLÜN DÜZAĞACI
ÇİFT GEZER İKİ BACI
BÜYÜĞÜ ŞÖYLE BÖYLE
KÜÇÜĞÜ CAN İLACI


BİNGÖL'ÜN ALTI BAĞLAR
BAĞLARDA BİR KIZ AĞLAR
SORDUM NİYE AĞLARSIN
DEDİ BOZULMUŞ BAĞLAR


BİNGÖL YOLU TAŞLIDIR
YARİM İNCE BELLİDİR
KİM YARİMİ SORARSA
YARİM BİNGÖL GÜZELİDİR


BİNGÖL YOLU TASLIDIR
YARİM KARA KAŞLIDIR
BEN YARİME KIYAMAM
YARİM UFAK YAŞLIDIR


BİNGÖL DÖRT DAĞ İÇİNDE
YANARIM YAĞ İÇİNDE
KİM BİNGÖLÜ SORARSA
BİR YARİM VAR İÇİNDE


BİNGÖL AŞŞAĞI ÇARŞI
DÜKKANLAR KARŞI KARŞI
İÇİYORSAN ZIKKIMI
KİBRİTİ CEBİNDE TAŞI


BİNGÖL'ÜN BAYIR TAŞI
ŞEN OLSUN DAĞI TAŞI
BU GÜN BEN YARİ GÖRDÜM
DURMAZ GÖZÜMÜN YAŞI


BİNGÖL'E NAR GELDİ
YÜCE DAĞA KAR GELDİ
KEKLİĞİM ÖTER GİDER
BU YER BANA DAR GELDİ
 
Son Bir Saatte 154256 ziyaretçi Burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Google